Unutmamamız, unutturmamamız gereken o kanla yoğrulmuş günler. Pek çoğumuzun bu konuyla ilgili bir bilgisi yok ya da bildiklerimiz hep sınırlı. Ama bu asla göz ardı edilemeyecek bir insanlık suçudur ve bilmek daha da önemlisi hatırlatmak hepimizin üzerine düşen bir görevdir. Çoğumuz bunu bir Alevi-Sünni çatışması olarak biliriz belki de. Ancak olayların derinine baktığımızda bunun bambaşka bir durum olduğunu görüyoruz. Şimdi olayların başlangıcı olarak gösterilen Çiçek Sineması bombalamasına bakalım.
Ülkücü Gençlik Derneği "Güneş Ne zaman Doğacak" filmini 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokuyor. 19 Aralık’ta 20.00 seansının sonuna doğru düşük tesirli bir bomba patlatılıyor. İzleyiciler arasında zaten önceden yerini almış olan ülkücü gençler, "Bunu solcular attı" yollu söylemleriyle olayı sol görüşlü kesimin üzerine atıyorlar. Filmi izleyen diğer insanları da” Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın” ve ”Müslüman Türkiye” sloganlarıyla tahrik etmeye başlıyor ve sinemanın yakınlarında bulunan PTT, CHP ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) binalarına sloganlar atarak yönelip saldırılara başlıyorlar. Sonrasında polis olaya müdahale ediyor ve görgü tanıklarının da yardımıyla olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiği ispatlanıyor. Ancak yandaş polis memurlarının yardımıyla görgü tanıkları bastırılıyor ve olayın üstü kapatılıyor.
Ertesi gün akşam saatlerinde (Alevi ve Solcuların çoğunlukla gittiği) Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılıyor ve iki kişi yaralanıyor. Ve bundan sonra olaylar önü alınamayacak boyutlara taşınıyor. 21 Aralık 1978 akşamı, solcu olarak bilinen öğretmenlerden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrayıp hayatlarını kaybediyorlar. Bu arada faşist gruplar cenazelerin kaldırılacağı gün için de planlar yapıyor. Çevre il, ilçe ve köylerden adam getirmek için "Komünistler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım.” şeklinde propagandalarda bulunuyorlar. Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak Sünni halkı kışkırtıyor. Cenazelerin kaldırılacağı gün cami yakınlarında toparlanan saldırganlar "Komünistler Moskova'ya, Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçiyorlar. Taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı maddelerle korteje saldırıyorlar. Polis geri çekiliyor ve jandarma yetersiz kalıyor. Kortej dağıtılıyor ve faşistler gruplar halinde kent içine yayılarak Aleviler’in yoğun olarak bulunduğu bölgelere saldırıyorlar. Önlerine çıkanları dövmeye, ev ve işyerlerini tahrip etmeye başlıyorlar. Çatışmalar geç saatlere kadar sürüyor ve güçlükle kontrol altına alınabiliyor. Tüm bunlar yaşanırken dönemin Maraş valisi bölgeye askeri destek talebinde bulunuyor ancak bu isteği karşılıksız bırakılıyor.
Cenazeden sonra toparlanan faşist gruplar yapacakları yeni saldırının hazırlıklarını yapmaya başlıyorlar. Alevilerin ve Solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları bölgelerde, görevli olduklarını ve bir nüfus sayımı yaptıklarını söyleyip evleri dolaşıyor, kapıları işaretliyorlar. Bazı bölgelerde ise PTT görevlisi gibi gelip, mektupların kaybolmasını engellemek için bir çalışma yaptıklarını söyleyerek kapılara işaretler koyuyorlar. Bu işaretlemelerin amacını anlamak elbette ki güç değil. Alevi ve Solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemek! Yapılması planlanan katliama halkın desteğini de alabilmek için camilerden ve belediye hoparlöründen, "Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen iki din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar" şeklinde çağrılar ve duyurular yapılmaya başlanır. Artık katliam başlamıştır ve olaylar durdurulamayacak, korkunç boyutlara ulaşır. Alevilerin yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırırlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli, gazlı, yanıcı maddeler atılmaya başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar. Polisin ve askerin genel geçer önlemlerle olaya müdahale etmesi faşist grupların istedikleri gibi hareket edebilmelerini sağladı. Yaptıkları işkenceleri buraya yazmak bile bir tür işkence ancak bu katliamın boyutunu ve niteliğini anlayabilmek için gerekli. Kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları boğazlarlar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler, çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler, yakarlar, yıkarlar, yok ederler… Askerlere sığınanları, hastaneye getirilen yaralıları kaçırıp kurşuna dizerler. Bunları yaparken, katliamı ateşlemek, tarafsız kalan Sünni vatandaşları da içlerine çekmek için sanki yapılanları Alevi ve Solcu insanlar başka yerlerde yapıyor gibi anlatırlar. Katılmayanlar zorlanır, belediye araçları saldırı sırasında mühimmat ve silahlar taşır mahallelere… Şehir içindeki katliam yetmezmiş gibi Maraş’tan kaçan insanlara ve şehir dışından ailelerini kurtarmaya gelen insanlara da saldırı düzenlenmiştir.
Maraş’taki bu katliam ancak 25 Aralık günü durdurulabilmiştir. Olaylarda 111 kişinin öldüğü, binden fazla kişinin yaralandığı ve 500’den fazla ev ve işyerinin yakılıp, yıkılıp, yerle bir edildiği kayıtlara geçiyor ancak gerçek rakamların bunun çok çok üzerinde olduğunu belirtmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Katliam sonrasında Alevi nüfusun yaklaşık %80’inin Maraş’tan göç ettiği biliniyor.
Evet Maraş’ta yıllar önce bunlar yaşandı ancak aslında olayların iç yüzü neydi? İnsanın kafasında ister istemez bu soru beliriyor. Dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi GÜNEŞ’in açıklamalarına göre bu katliam planlıydı. Faşist bir plandı ve asker tarafından sıkıyönetime altyapı oluşturmak için kullanıldı. Sonucu da alındı. Sıkıyönetim ilan edildi ve mahkemelerce failler yargılandı. Kimi hakkında idam, kimi hakkında müebbet hapis. Ancak bir şekilde hepsi aklandı ve serbest bırakıldı. Daha sonra bu insanları mecliste gördük. Katiller meşrulaştırıldı ve halkın savunucuları haline getirildi. Ancak unutmamamız gereken şeyler var. Bunları yaşayan insanların anlattıklarını dinlediğimizde “25 Aralık’ta bitti.” dediğimiz katliamın aslında hiç bitmediğini, kalanların yüreklerinde her gün, her an katliamın devam ettiğini görüyoruz. Orada insanlar harcandı, katledildi. Her zaman olduğu gibi bunların üzeri kapatıldı ancak yaşananlar asla yaşayanların üzerinden silinmedi. Bugün bizim üzerimize düşen o insanların yaşadıklarını içimizde hissedebilmek. Bugün bize düşen, hepimiz Aleviyiz diyebilmek. Çünkü hepimiz Aleviyiz, hepimiz komünistiz, hepimiz eşkıyayız, ancak hepimiz insanız, hepimiz insan…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder